bedri karayağmurlar

artist

Sanatta Özgünlük Üzerine

Sanatta Özgünlük Üzerine

Sanatta Özgünlük Üzerine

Sanatta Özgünlük Üzerine
Bedri Karayağmurlar
instagram/bedrikarayagmurlar

Günümüzde teknolojinin sağladıkları ile, değişik sanat alanlarında yapılan çalışmaların, üretilen işlerin, özgün(orijinal) olup olmadığını, benzerlerini, alındığı kaynağı tarayıp gösteren programlar, koleksiyoncularda, sanat alıcılarında değişik düzeyde endişelerin oluşmasına neden oldu. Özgü, bir yapıtı, insanı bir varlığı tanımlamada onda olan, benzerlerinde görülmeyen olarak tanımlanabilir. Özgün, kendine özgü nitelikleri olan ya da orijinal denilen şey. Her tanım biraz eksiktir. Tanımlarla açıklamak bu nedenle yanlış değerlendirmelere neden olabilir. Yaşamda bizim özgün bulduğumuz pek çok şey vardır. Bir insan için kullanabileceğimiz bu sözcüğü, bir eşya için de kullanabiliriz. Oysa sanat ve edebiyatta, özgünlük bir zorunluluk olarak benimsenir. Benzerleri içinde farklı değilse, ona sanat yapıtı olarak kuşkuyla bakarız. Bütün sorun bu farklı, değişik özgün olma durumunun sınırlarının nasıl belirleneceği. Bir sınır varsa eğer.
Walter Benjamin’in, sanat yapıtının biricikliği ve yeniden üretilebilirliği konusunda söyledikleri, John Berger’in görüntü ve görme konusunda yazdıkları vb. Baudrillard’ın, simülakr ve simülasyon kuramları, Derida’nın yapı sökümcü, postyapısacı önermeleri vb. çalışmalar, dünya algısının çoktan değiştiğine değgin önemli çalışmalardı. Sanat yapıtlarının çoğaltılması ile ilgili en önemli kuşku, artık özgün yapıt bulunmayacağı, her şeyin daha önce yapılanların tekrarı olduğu ile ilgili popüler yargıyı beslemesi oldu. Buna karşın yine de özgün yapıtlardan söz dilebilir mi acaba?
Uygarlık, insanlığın ürettiği değerler ve kurallar dizgesidir. Uygarlık içinde kültür, bütün yaşama biçimlerini ve içerdikleri olarak tanımlanabilir. Bu anlamda uygar ya da kültürü olmayan insan ve toplum olmaz. Bu bütün, insanlık değerlerinin değişik düzeylerde olsalar da bir parçası olarak varlıklarını sürdürürler. Bu nedenle, ne yaparsak yapalım, tüm yapılanlar, daha önce yapılanların üstünde, ona eklemlenirler. Bilimde yeni buluşlar, daha önce bulunanlar nedeniyle gerçekleşir, bu onun orijinal, yeni olmadığını göstermez. Hangi alanda üretilmiş ve bulunmuş ne olursa olsun, o alan için yeni, o alanı genişleten onun doğal parçasıdır bize göre.
İş, sanat olduğunda, bütün bunların unutulduğu, neo liberal dünya düzeninde, kazanmanın tek ve en önemli değer olduğu yargısı, insanların ve toplumların, doğanın elinde ne varsa kullanmaya dönük tavrı, sadece sanatı ve toplumları değil, doğayı da hırpalıyor.
Bu yazı sınırlarını aşacağı için tartışmadan değineceğim, sanatçı kimliğinin, özgün , yeni biçimler biçemler yaratma çabası ve bu bağlamda oluşmuş yaşam içeriğinin dışında; ilginç ama geçici, uyanıkça ama özgün olmayan, satılabilir bu nedenle tüketilmeye açık yapılar karşısındaki durumu her zaman tartışmaya açık kalacağını söyleyebiliriz..
Bugünkü koşullar ve değerlendirmeler ışığında, bugüne dek hiç yapılmamış, benzeri olmayan görüntüler yaratma çabası boş bir uğraş olurdu sanıyorum. Sanattaki biçimleri ve biçimler arasında kurulan özgün ilişkilerle oluşan eğretileme ve anlamları, sanatçıya ait buluş, dil, biçem olarak değerlendirme henüz ortadan kalkmadı. Tam tersi bir durum olarak, sanatçı yaratılarına özen göstermek, sanatçı haklarını korumak giderek daha çok önem kazanacak. Nasılsa bunları kimse görmez denilerek yapılanların özgün kaynakları ve biçimlerine, gelişen teknolojik olanaklar nedeniyle daha kolay ulaşacağız.
Günümüzde, kopya , alıntı, çalıntı, kullanılan biçimiyle “intihal” konusu özellikle bizim için geçiştirilecek bir konu değil sanıyorum. Ülkemizin kazanca odaklanmış, coşkulu iş adamları ya da esnafları gibi salt kazanmaya odaklanmış sanatçıları için her yol, her şey mübah olabilir. Görsel sanatlarda , özellikle resimde karşılaştığımız intihal görüntüleri hoş bir rastlantı olarak değerlendirmek mümkün olabilir mi? Sadece daha iyi anlaşılması için, müzikte, sinemada , edebiyatta apaçık yürütülmüş imgeler, imge düzenleri, tıpkıbasım armoniler, kompozisyonlarla karşılaşmak, resimde olduğu gibi, “Özgünlük, önemli değil. Hayatta olur böyle aşırmalar.” Denilerek hoş görülür mü? Hiç sanmıyorum. İsterseniz deneyin, ertesi gün yürüttüğünüz armoninin, kompozisyonun yaratıcıları ile karşılaşır ve ciddi telif ücretleri ödersiniz.
Picasso’nun,Dali’nin ve daha bir çok sanatçının esin kaynağı, yorum için seçtikleri yapıtlardan yola çıkarak ürettikleri çalışmaları, aşırma için gerekçe yaratmak amacıyla algılayanların bu konuyu daha iyi düşünmeleri gerekir. Hiçbir yorum derdi taşımadan ya da bu konuda söyleyeceği söz olmadan, bir yerlerden elde edilmiş görüntülerin, sözde değişik ama hiç bir önerisi olmadan, bilinen tekniklerle (boya, kolaj, dijital vb) yaptıkları iş, çalışma, her neyse, sanat hanesine taşınması için epey özel(!) nedenlerle oluşturulmuş marka adlarla onaylanmasından başka yollar da vardır mutlaka. O adlar ve markaların pazar değeri, moda izleyicisi çevrelerde anlamlı olabilir. Belki! Asıl sorun, pazar, piyasa konusunun kazanç içinde ele alınması nedeniyle, bu konuların, alanın uzmanlarınca tartışmadan kaçınılmasında yatıyor. Bu bağlamda elimizde içtenlik ve özveriyle çalışmaktan başka kalan nedir sizce? Aptal alıcının uyanık satıcılardan yiyeceği kazık kendilerini ilgilendirir ayrıca. Bozuk, hormonlu, etiketli domatesleri, pazarda, hem de en yüksek fiyattan aldığınızda, domateslerin kalitesi yükselmez; ya sizin dokularınız bozulur ya da çöp daha çok sinek yapar.
Kendilerine sanatçı ya da ne ad veriyorlarsa, pazara ve müşteriye odaklı üretim yapanların, sanıyorum kendileri ile ilgili hiçbir sorgulamaları yok. Geldiğimiz yer açısından, insanın kendisine bu denli yabancılaşması, galiba müthiş kafa bulmanın, kendinden geçerek, yaşamanın özel durumu…
Çalışmalarınıza imza atıyor ya da imzalı çalışmaları seçerek, onlarla, post yapısalcı, metinler arası çalışma yapıyorsanız, yaptıklarınızın mucize olmamakla birlikte, imzanız kadar özgün olduğunu da onaylıyorsunuz demektir.
Düşünen, üreten, insana ,dünyaya kafa yoran, yaratan ve dünyayı daha yaşanır kılmakla ilgi çabalar varsa, sanatçılar, şairler, yazarlar, besteciler, yorumcular var demektir ve onların imzaları, yaptıklarının özgünlüğünün kanıtı olmayı sürdürecektir, kuşkunuz olmasın.
Sanatçı hakları, insan haklarıdır bize göre; onların yaptıklarını önemseyen toplumlar daha güçlü toplumlardır. Sanatla kalın.

Ayvalık Temmuz 2018

 

admin

Mesajınızı bırakın